Savaş ve Bahar

Babamın ismi Savaş, benimse Bahar. Ben küçükken, diyaloğumuz da
bitmeyen Savaş, uğramayan Bahar gibiydi. Neyse ki yıllar geçti, babam büyüdü,
ben büyüdüm… Savaş bitti, Bahar geldi. Bugün geriye bakıp babamla olan ilişkimizi
incelediğimde; babamın onaylamadığım bazı davranışlarını hayatımdaki farklı
rollerde zaman zaman sergilediğimi fark ediyorum. Diğer bir fark ettiğim de,
hayatta önem verdiğim başarılarımın bir bölümünü, babamın
onaylamadığım davranış modeli sayesinde kişisel motivasyonumu harekete geçirerek gerçekleştirdiğim. Bu yazımda ilgileneceğim bölüm de işte bu ikinci kısım.
 
Dönelim 20-25 sene öncesine: Babam biraz asabiydi, biraz kelimesi bir miktar hafif kalmış olabilir, oldukça asabiydi. Sinirli olmak için kendine göre sebepleri vardı mutlaka. Hayat kolay değildi. Babamın kendi içindeki öfkesini
ben bana karşı bir öfke gibi hissederdim. Genelde her şeyi eleştiren
kişiliğini, bana karşı bir eleştiri bombardımanı olarak algılardım, beni takdir
etmediğini düşünürdüm. Benim gücüme ve zekamın mümkün kılabileceklerine inanmadığını, vs. vs.  Babamın beni
takdir etmeyen, bana inanmayan, bana saygı duymayan, beni sürekli eleştiren davranış modeli için günün birinde
“motivasyon sebebi” diyeceğim kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Çok sevdiğim
ve saygı duyduğum Theta Healing Hocam, Sühan Akgün ve birlikte eğitim aldığım
arkadaşlarım sayesinde, 39 yaşımda karşılaştım bu bakış açısıyla. Olumsuz olduğunu
düşündüğümüz konularda da mutlaka bir hayır olduğunu, olumluya odaklanarak bunu
bulmamız gerektiğini öğrendim. Bu hayrı bulduktan sonra da artık hayallerimizi gerçekleştirmek için aynı zorlukları yaşamamıza gerek kalmadığını bilmenin, buna güvenmenin yaşamımı ne
kadar huzurlu kıldığını hissettim. Güven, kabul et, teslim ol…

İşte o “kabul etmek” bölümünde çok zorlandım. Zorlandığım şey olumlu sonucu bulmak
değildi. Olumsuz olduğuna senelerce inandığım bir şeyin aslında olumlu sonucunun olduğunu fark etmek ve bunu mutlak koşulda kabullenmek çok zordu. Nasıl olurdu ki! Babam bir ebeveyn olarak yanlış davranıyordu? Sinirliydi, durmadan eleştiriyordu, bana inanmıyordu. Bu böyleydi. İyi bir şey olduysa, bunun sonucunda olmuş olamazdı. Bu kesindi.

Tam ergenlik dönemimde, babamla sürekli kavga ediyorduk. Bu kavgalardan kaçmak uzaklaşmak istiyordum. Gençtim. Babamın baskıcı tavırları, beni beğenmemeleri, eleştiri yağmuru, sanki sürekli ne hata yapacağımı gözlemliyor olması beni boğuyordu. Asiydim. Kaçmaya karar verdim: Üniversite için çok sıkı çalışacak, başka bir şehirde en güzel üniversiteyi kazanacak, gitmeme izin olmazsa da eşyamı toplayıp gidecektim.

Kendimle ilgili aldığım bu karar sonrası, artık odama kapanıp sadece çalışıp asosyal bir hayat sergilediğimden mi yoksa artık ikimiz de büyümeye başladığımızdan mı, bilmiyorum, kavgalarımız çok azalmıştı. Babam, istediğim üniversiteyi kazanacağıma
inanmıyor, hayal aleminde yaşadığımı iddia ediyordu. Ben gece yarılarına kadar çalıştığımda, bana meyveler soyup getiriyor, yanımdan ayrılırken de sevecen bir tavırla “kızım boşuna uykusuz kalıyorsun.” diye eklemeyi unutmuyordu. Ama sanırım artık o da içten içe inanmaya başlamıştı.

Babama inat, çok iyi bir üniversite kazanmıştım, hem de çok iyi bir dereceyle. İlginçtir ki sonucu öğrendiğimde, dört gözle babamı beklemiştim, eve gelsin de
bir an evvel paylaşayım, “bak gördün mü, başardım” diyeyim diye. Bu sahne hiç hayalimdeki gibi olmadı: Babam fazla tezahürat göstermeden yalın bir “Aferim kızım!” dedi. Her ne kadar bu “Aferim”in içtenliğini ve babamın benimle gurur duyduğunu bilsem de tebriğin bu kadar kuru oluşuna sinir olmuştum. İstemiştim ki, babam sevincinin içinden taştığını gösteren aşırı coşkulu söylemlerde bulunsun, hatta yerinde zıplasın, hoplasın. Bir nevi Amerikan filmi özentiliğiydi sanırım benimkisi. Türk babalarına uygun bir hareket değildi tabi. En azından, annemin anlattığı, babaların çocuklarına olan sevgisini rahatlıkla göstermesinin ayıp olduğu o dönemlerden gelen babam için beklenen davranış değildi.

Bugün eğitimcilerin çoğu çocuklarınızın hayattaki mutluluğu için onları pohpohlamaktan, ödül sistemi ile motive etmekten vazgeçin, diyor. Bırakın rekabeti kendileriyle yapsınlar. Kendilerini aşmaya çalışsınlar. Benim babam tüm bunları doğuştan biliyor ve uyguluyordu. Onun bu bilgi için pedagoglara, eğitimcilere para ödemesine, gerçekleştirmek için üstün dikkat ve çaba göstermesine gerek yoktu. Büyük kutlamalar yapmıyor, çocuklarını sözcüklerle havalara fırlatmıyor olması onun sezgisel bilgeliğinden kaynaklanıyordu. Evet, babam bir bilge idi. Bunu kendisi de bilmiyordu.

Babam bir bilge

Babamın sinirli bir bilge oluşunu bir kenara bırakacak olursak ve bana odaklanırsak, neler olmuştu?
Babam bana inanmadı. Ben kendime inandım, kendimle yarıştım. Aklıma güvendim, güvenmekle kalmadım, bilgiyi yuttum. Başardım, zekamı kendime kanıtladım, babama kanıtladım, dünyaya kanıtladım. Bitti. Artık biliyordum. İstersem yapabileceğimi biliyordum. Ve bu bilgiyle tutkuyla istemelerim gitgide azaldı.

Hayatımın bugüne kadar olan bölümünde çok istediğim pek çok şey oldu çok şükür. Ama sanırım hiçbirinde o günkü kombinasyon yoktu: Tutkuyla, kesin hedef için özel bir hocayla çalışmak. Bu sebeple de sonraki başarılarım aynı tadı vermedi. Sonra yavaş yavaş tutkuyla istemek olgusu hayatımdan kayboldu. Belirdiği anlık zamanlarda da sanırım hep isimleri değişen çalıştırıcılarım vardı. Bende yanlış bir zihniyet oturmuştu. Bir sonraki adımım için, ki bunun sonucu sanırım “başarmak” oluyor, birinin beni rahatsız ederek ittirmesi gerekiyordu.

Hayat kimse için böyle geçmemeli!
Benim istediğimi elde etmem için gönülden istemem ve sonrasında da ekilecek tohumları ekip hayalimle yaşamam yeterli. Bir başkasının beni, olumlu ya da olumsuz, motive etmesine ihtiyacım yok. Ödüle, cezaya ihtiyacım yok.  Tutkuyla istemek için, başarılı olmak için üzülmem gerekmiyor. Şartlarımın zorlanması gerekmiyor. Kaçmak isteğimin depreşmesi, kendi kendime kalmam gerekmiyor. Bundan sonra hayallerim için koşullara, çalıştırıcılara ihtiyacım yok. Yolum evrenin hayrına ise, isteğim zamanı geldiğinde zaten olacaktır. Olmuyorsa da böyle gerektiğindendir.

Canım babama gelirsek, anladım ki o beni çok sıkı çalıştıran özel hocam, hayat öğretmenimmiş.

Babacığım bu yazıda seninle çok uğraştım. Ben seninle çok uğraşmışım ama uğraşmam gereken sen değilmişsin, benmişim. Bunu sonunda fark ettim. Sana bana
rehberlik ettiğin için çok teşekkür ederim. Seni çok seviyorum. Hem de olduğun
gibi. Ve senin de beni çok sevdiğini biliyorum. Bu arada, arada bir “baba pohpoh”u, hiç fena
olmaz…

Canım Babam

2 thoughts on “Savaş ve Bahar

  1. admin dedi ki:

    Benim kızim HARİKADIR

    1. admin dedi ki:

      Anneciğim harika olan sensin. Biz senin yansımanız:)

Leave a Reply to admin
Cancel Reply